Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar her işi yapar yada teorik olarak her işi yapmaları mümkündür. Oysa kaybedecek bir şeyleri hatta sadece bir şeyi olanlar ne iş yaparlarsa yapsınlar o kaybedecekleri şeyi riske edemezler. En azından teorik olarak bu böyledir.
Türkiye’de pratik olarak karşımıza çıkan şey daha vahimdir. Kimse bir şey yapmamakta az sayıda bir şeyler yapanlar ise kaybedecekleri şeye yeni şeyler eklemenin derdindeler. Bu maalesef hayatın her alanında böyledir. Ticarette, turizmde, sanayide, STK’larda, kültürde, sanatta, aklınıza gelen her alanda.
Bu iddianın dayandığı en önemli nokta toplumsal muhalefetin bugünkü durumu ve konumudur. Halkın nerdeyse tamamı Irak savaşına karşı olan bir ülkenin bunun eylemlilikte böyle olmadığı (imza kampanyaları dahil) sadece teoride ve yazının başlığında olduğu gibi sloganlarda kaldığını görüyoruz.
Yine toplumsal muhalefete baktığımızda; maliyeti 1400 milyar doları bulan ve bir halkı izole eden kendi içinde bölünmüş, parçalanmış, bir de 700 km duvarla lime lime eden milenyumun son yüz karası İsrail Filistin duvarına itiraz eden var mı? Ya da slogan üreten. Hani insan hakları, hani mazlumlar, hani neredesiniz?
Evet tüm o deli saçmalıklarının kültürle alakası da tam bu delilik noktasında.
Herkes sloganlarla yola çıkıyor. Sloganları haykıranlar ya patron ya başkan ya lider ya da sorumlu yazı işleri müdürü ya da hepsi oluyor. Böyle olunca yerellik oluyor taşra ya da şark kafası oluyorlar-kafası kopasıcalar- Ve başlıyor küçük menfaat ilişkileri. Kaybedileceklerin listesi çıkarılıyor, yeni şeyler ilave ediliyor. Ve sloganlar alıyor gidiyor başını.
Bildiğiniz gibi demokrasilerin 4. kuvveti olan medya holdingleşmeye başlamasıyla medyada Güzin Ablaların yanına Aşk doktorları yerleşti. Ve medya savaşlarında genellikle patronu koruyan yazılar ve yazarlar yer buldu. Diğerleri ise açlığın yolunu tuttu.
Balık baştan kokar.
Anadolu’nun her yerinde hızla artan yerel basın ya da medyanın büyük örneklerinden bağımsız olacağını düşünmemiz mümkün değil. Böyle olduğu için yeni bir anlayış ve kültürde yaratılması da güç hale geliyor. Örneğin büyük medya patronuyla kavgalı olanlar büyük puntolarla başsayfada yerle bir ediliyor. Küçük medya ise yine şarklı kafasıyla taşra kafasıyla -kafası kopasıcalar- üç kuruşluk menfaat için patronun kavgalı olduğu insanların yazılarını ne kadar sanatsal olursa olsun yazamaz yayınlayamaz, çeşitli kulplar bulur.
Böyle olunca bir avuç deli ortalıkta şamar oğlanı gibi dolanıp durur. Yok sanat, yok toplumsal muhalefet vb.
Neyse lafı uzatmayalım. Kültürsüzlük ortamında kaybedecek bir şeyleri olanlar hiçbir şey yaratamaz. Kaybedecek bir şeyi olmayanlar ise çok önceden beyinlerini kaybettikleri için bir halt işleyemezler.
Köyün delileri ise şunu anlamadırlar. Yeni bir kültür, yeni bir dünya ya da başka bir dünya ile mümkündür.
Bu yazıyı sloganla bitirmek ikiyüzlülük olur. Bu nedenle buradan Irak Savaşı’nı İsrail’in inşa ettiği duvarı kınıyorum. Ve biraz insana duyarlı olan herkesi bu sorunları ve haberdar olmadığım yüzbinlerce sorun için eyleme davet ediyorum.
Herkes kulak versin köyün delisine. Büyük deprem yakın.
SAYI:13
AĞUSTOS 2005

Eklenme Tarihi 2.2.2007 |
Sayfa Gösterimi: 537