Öyle şaşkın şaşkın bakmayın başlığa. Bu da nereden çıktı demeyin. Hem kimler, neden öldürsün ki şiirimizi diye de bilmezden gelmeyin! Gözleriniz yere serilmiş canı görmüyor, kulağınız çığlığını duymuyor, burnunuz kan kokusunu almıyor, elleriniz önce yangın yeri, az sonra buza çalacak tenine dokunamıyor, diliniz bir söz olsun söyleyemiyorsa ve usunuz karışık ve yüreğiniz de bitikse üstelik, öyle şaşkın şaşkın bakmayın; şiirimiz öldürülüyor demektir…
Okuru yaşayanı/yaşama geçireni azaldı, yazanı çoğaldı şiirin. Üstelik de, kendi için yazanı(!) bu çoğalanlar… Ya da, ahbap-çavuş ilişkisinin, mahşerin atlılarının, anamalcı yayıncılığın / yayıncıların, şiir (yazın, ekin, sanat) erklerinin(!); bilindik düzenin, küreselleşmecilerin… ürünü sözde şairler; şairimsiler, şiir yazıcıları vb. 2003 yılında (çeviri şiir kitapları, şiir üzerine kitaplar, güldesteler / seçkiler / antolojiler, sanat-yazın ve şiir dergileri dışında) 100’den fazla şiir kitabının yayınlandığını biliyor musunuz? Pekiyi, sayabilir misiniz birkaçının adını ya da şairini? Olmadı, beğendiğiniz, sevdiğiniz birkaç şiiri değil, birkaç dizeyi söyleyebilir misiniz hiç değilse? Bu soruların yanıtı ne öyleyse? : “Dikkat! Şiirimiz Öldürülüyor…” mu, ölmek üzere mi, yoksa, öldü de haberimiz mi yok?...
Demokratikleşememiş demokrasiler ne denli demokrattır dersiniz? Ulusal ekindeki yozlaşmayı neye dayandırırsınız? Tutuculuğun , gericiliğin sorumlularını kimler olarak gösterirsiniz? Toplumdan / halktan uzaklaşmaların nedenini neye bağlarsınız? Sömürücülük, yayılmacılık, küreselleşmecilik; bencillik, korkaklık, giz(em)cilik; inakçılık, bağnazcılık, yazgıcılık; çıkarcılık, varsıllaşmacılık, baskıcılık…denilince neler takılır usunuza? Gençliğin uyuşturulmuş, yobaz, burjuva, apolitik, aymaz, umarsız, ahlaksız, tembel, sadist, satanist, sapık, popülist, acımasız, yoz…benzeri binbir yakıştırma içerisinde bulundurulmasına ne buyurursunuz? İşsizlik, açlık, yoksulluk, yokluk için neyi önerirsiniz? Ya içinde bulunulan eğitim-öğretim, tutumbilim, siyasa anlayışı / uygulayımı için görüşünüz nasıl? Veee…bu bağlamda şiirin yeri ne?...
Tarihsel süreç irdelendiğinde, kentsoyluluğun, erklerin, çeşitli yönetimlerin; kralların, padişahların, din adamlarının; siyasaların, varsılların / varsıllığın, ünün / konumun… tuzağına düşmemiş değil şiir. Ne var ki insanla, yaşamla, yeryuvarla ve evrenle el ele, yürek yüreğe; sokakta, fabrikada, okulda; yollarda, meydanlarda, dağlarda…insanı ve yaşamı savunmak, güzel günleri / yarınları muştulamak; gerçek barışı, kardeşliği, dostluğu ve sevgiyi; emeği, ekmeği, aşı; eşitliği, türeyi, tüzeyi; insanca bir yaşam / yeryuvar özlemiyle de yürümüş şiir, yüz yıllar boyu: Yaşamına / ölümüne… İmdi, bunca söz ve anımsatma niye dersiniz? Yanıtını siz bulun diyedir de demek olası; demiyoruz oysa. Şiirimizin kimliği karartılmak, kişiliği bozdurulmak, işlevi yitirilmek; rengi soldurulmak, dili susturulmak, elleri titretilmek; gözleri köreltilmek, kulağı sağırtılmak, burnu kırılmak; usu çıldırtılmak, yüreği koparılmak ve teni-tini önce yabancılaştırılıp, sonra başkalaştırılıp, ardından bağımlaştırılmak; derken, öldürülmek isteniyor, öldürülmek…anlıyor musunuz?...
Ey Homeros, ey Yunus, ey Nâzım…! Boşuna mı yandınız? Ey şiirle diline, ulusuna, insanına / insanlığa yaşamını adayan canlar…! Boşuna mı öldünüz? Ey çocuklar, çocuklar..ey gençler, ey yurttaşlar, eyyy! Şiirimiz de sahipsiz, nice değerimiz, ilkemiz, olgumuz; gerçeğimiz, yaşamımız, tarihimiz; günümüz, yarınımız ve yarınlarımız gibi…Ve, soldurulursa gül, soldurulsun; unutulursa dün, unutulsun; öldürülürse şiir, öldürülsün demeyin: Bu vatan, bu insan, bu yaşam, bu ekin, bu sanat, bu yazın ve bu şiir biziz / bizim. Kentlerde, kasabalarda, köylerde; meydanlarda, sokaklarda, varoşlarda; okullarda, fabrikalarda, iş-aş yerlerinde; yayınevlerinde, yazınevlerinde, evlerimizde… sahip çıkalım şiirimize ey dostlar, ey yazınerleri, ey şiir severler, eyyy Anadolu…Biz de yok ediliriz / öldürülürüz sonra…Aman dikkat, aman dikkat, dikkaaat…!...
|